Sorgulamak, hayatımızı yaşarken karşımıza çıkan her türlü bilgiyi beynimizde işleyebilmemiz için yaratıcımız tarafından bizlere sunulan en büyük insani bir özelliktir. Sorgulamayı hayatımıza çok iyi bir şekilde entegre edebilmemiz ise bize sunulan bir diğer özellik olan iradeye bağlıdır. Yani iradenin zayıflatıldığı veya hiç olmadığı bir insanda sorgulama gücünün çok düşük seviyelerde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Düşük seviyelerde ilerleyen sorgulama gücüne sahip olan bir beyin ise ona sunulan veya sunulmadan karşısına çıkan her türden bilgiyi doğruymuş gibi algılayarak, zaman sonra o beynin sahibini inandığı bilgilere körü körüne bağlı bir birey haline getirmektedir.
Günümüzde artan iletişim kolaylığı insanların aynı anda yoğun bir bilgi birikimiyle yüz yüze kalmasını sağlamaktadır. Fakat buradaki en önemli nokta; herkesin "kendi iradesiyle" oluşturduğu içeriklerin, başka bir kitle tarafından sorgulama süzgecinden geçmeden kabul edilmesine neden olunmasıdır. Böyle bir durum beynimizde artan yoğun bilgi girdilerinin, yanlış bir şekilde kodlanarak insanlara yönelik oluşturulan davranışlarda olumsuz yargılara dönüşmesine zemin hazırlamaktadır. Bunun en basit örneği; karşıt takım veya parti savunucusu bir bireyin, sosyal medyada karşılaştığı bir başka kullanıcının paylaştığı yalan haberi sorgulamadan kabul edip davranışlarını karşıt bireylere göre daha savunucu bir şekilde senkronize etmesidir. Bu tür olaylar insanlarda bulunan irade gücünün tamamen kin, nefret ve öfke söylemlerini arttırmaya yönelik kullanıldığını çok net bir şekilde görmekteyiz.
Peki Bu Durumun Z Kuşağı İle Ne İlgisi Var?
Sorgulama gücü hayatımızdaki en önemli güçlerden bir tanesi olurken Z kuşağının da diğer kuşaklara göre en önemli özelliklerinde bilgiyi merak edip hızlı öğrenme ve sorgulama özelliğinin üst düzeyde olması kesinlikle tesadüfi bir durum değildir. Merak eden, istediğinde düşünen, araştıran ve araştırmalar sonucunda elde ettiği bilgileri sorgulama özelliğine sahip bu yeni nesil, dünyanın maddi ve manevi geleceğinde büyük bir rol oynama iradesine sahiptir. Fakat yeni nesildeki herkes bu özellikleri tam anlamıyla kullanamayacaktır. Bunun nedeni ise yeni neslin bu özelliklerin kendisinde bulunduğuna bile inanmayan beyni boş, hazırcı ve tembel bir nesle dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır. Şuan belki de hepimiz bu kadar olumlu özelliklere sahip olan bir nesil, nasıl bu kadar olumsuz özelliklere sahip bir nesile dönüşebilir sorusunu soruyoruz.
Bir insanı değiştirebilmenin en etkili yollardan bir tanesi de ona kendisini unutturmaktır. Yeni neslin karşılaştığı en büyük tehlike de tam olarak bu durumdur; gençlerin sahip olduğu fiziksel ve kişisel özellikler onlara sunulan yapay özgürlük alanlarında tamamen unutturulmaktadır. Böylelikle onlara, özellikle sosyal medyada egolarını okşayan sahte özgürlükçü bir iradeye sahip kişilik özellikleri entegre edilmektedir. Bunun sonucunda bireyler onlara sunulanlara o kadar çok aldanan kişiler haline dönüşüyor ki en sonunda sahip oldukları değerlerde dahil olmak üzere bütün kişisel özelliklerini unutacak duruma gelmektedirler. Özellikle özentilik durumunun artması, Z kuşağında "hırs, öfke ve stresin" ortaya çıkmasında büyük bir rol oynamaktadır. Beyinleri medya ve faydasız ilimlerle doldurulan bu neslin bireyleri, zaman sonra hırsları ve amaçları uğruna şefkat ve merhametlerini unutarak her şeyi yapmayı göze alan saygısız ve tehlikeli bir topluluğa dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Beyinleri yapay özgürlük alanında yıkanan bireylerin sorgulama ve düşünce gücünü etkisiz hale getirmeyi başaran insanlar, zaman zaman Z kuşağını sanki kendi askerleriymiş gibi kullanmaktadırlar. Bu nesli kendi askerleri konumunda gören bu zeki insanlar, konusu zararlı olsa bile toplumsal farkındalık oluşturmak için reklamlardan sonra en önemli yöntemlerden birisi olan, yani Z kuşağının beyni yıkanmış masumlarını kullanma seçeneğini uygulamaktadırlar. Nerede amacı belli olmayan bir ayaklanma olsa ilk sıraya kurbanlık koyunlar gibi atılan sorgulamanın, düşünmenin unutturulduğu yine Z kuşağındaki bireyler olmaktadır. Yeni neslin bireylerini önce pasif hale getirip sonra kukla gibi kötü emellerine alet etmek isteyen sinsi fikirli kişilikler varken, bizlere düşen en etkili savunma yöntemi ise vicdanıyla ve aklıyla hareket eden aklı başında bireyler yetiştirmektir.
Z Kuşağının Derin Uykusu
Zamanın getirdiği rahatlıklar insanların büyük bir uğraş sonucunda kazandıkları değerleri bile değersizmiş gibi görmelerini sağlamaktadır. Bu duruma etki eden en önemli bir diğer faktör ise enaniyetlere, yani benliklere yapılan övgülerle insanların olduğundan çok daha farklı bir şekilde görünmelerine yol açacak davranışların oluşturulmasıdır. Buna insani duyguların istismar edilmesinden tutun birçok ahlaki değerlerin tahrip edilmesi de dahildir. Mesela beyni gereksiz bilgilerle doldurulmuş ve bu yüzden de sorgulayarak yaşamanın ne olduğunu unutan bir nesil, bu istismarlar sonucunda kandırılmaktadır; "siz her şeyi yaparsınız, güçlüsünüz, özgürlük sizin en doğal hakkınızdır!" gibi örnek cümlelerle bile galeyana getirilip haklıların olduğu yerde haksızı savunacak duruma getirilmektedirler. Bunlar başta çok basit görünüyor olsa da geçmiş zamanlarda tehlikeli atılımlar için bireyleri kolaylıkla kendi emellerine alet eden vicdandan yoksun kişiler yüzünden birçok devlet, halk ve kültürel değer yok olma noktasına gelmiştir. Günümüzde ise bu emellere Z kuşağının da kolaylıkla alet edilmesi için onların bilinçaltlarını kirleten davranışları normalleştiren düzen, birçok devlet ve toplum için büyük bir tehlikeyi ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle gerçek gücün sadece zekilik olmadığını, aynı zamanda ahlaki ve vicdani değerlerin de gerçek gücün bir parçası olduğunu fark etmeleri için, Z kuşağının bir an önce içinde bulunduğu derin uykudan uyanması gerekmektedir. Aksi halde zekilikleri sadece kukla olmaktan öteye gidemeyecek bir topluma dönüşmeleri, onlar için kaçınılmaz bir son olacaktır.


إرسال تعليق