Bazen çoğumuz istediğimiz bir işi yapmak için sonunda fırsatını bulmuşken içimizdeki sesin bize "yapamazsın, yapma." dediğini duyar gibi olmuşuzdur. Böyle durumlarda insanlar çoğunlukla umutsuzluğa kapılır ve bu duruma karşı kendi içlerine kapanmalarına neden olur. Aslında bize bu komutları veren beynimiz sadece gözümüzde büyüttüğümüz kavramlarla bizle oyun oynamaktadır. Peki gerçek gibi görünen bu düşüncelerle nasıl baş edebiliriz? Bu sorunun cevabı tam olarak kendinizle olan bağınızda saklıdır. Yapılan araştırmalara göre özgüveni az ve çocukluğundan bu yana bilinçaltında oluşan asılsız düşünceler insanların zihinsel gelişimini olumsuz etkilemektedir. Bu durumda ailelerin ve sosyal çevrenin etkisi de gözden kaçırılmayacak derecede büyüktür.
Yıllar geçse de hepimizin unutmadığı mutlaka en az bir olumsuz düşüncesi vardır. Bunları birden yok etmek yerine adım adım yavaşça kendimizi tanıyarak savaşmamız gerekir. İçimizdeki düşmanımız bizi kendimizden daha iyi tanıyormuş gibi görünse de bu düşmanı alt etmek de kendi elimizdedir. Umut, özgüven ve olumlamalar ile bu durumla savaşmak bizim için yeterlidir. Gün geçtikçe herkesin sorunları artar. Fakat her olayı kişiselleştirip kendinizle bağdaştırırsanız eğer kendinize yardım etme konusunda geriye düşebilirsiniz. Bu durumda kendimize en büyük düşmanlığı yine kendimiz yapmaktayız; gereksiz bilgilerle aklımızı yorup kendimizi bitkin duruma düşürüyoruz. Her şeye takılıp kalıyoruz ve kendi içimizde kendimizle çelişerek büyük bir kargaşanın ortasında kala kalıyoruz. Tam da bu sırada içinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için çabalamamıza rağmen içimizde ki kişinin daha güçlü olduğu hissine kapılarak hemen kaybetmeyi kabullenerek en büyük hatayı yapmaktayız. O an içimizdeki hissettiklerimiz gerçekmiş gibi sihirli bir şekilde bize yansıyor. Böylelikle iç huzursuzluk artıyor ve kaygı, stres, özgüven eksikliği iç çatışmaya dönüşerek çözülemeyecek kadar karmaşık bir hal alıyor. Bu sorunu çözmek için savaşmaya çalıştığımızda ise olumsuz düşünüp kendimizi korkutarak veya başaramayacağım hissini kabullenerek geri çekiliyoruz. Yani tüm bu asılsız hislere karşı beyaz bayrağı sallayıp teslim oluyoruz. Bu durumdan kurtulmak istediğinizde ise küçük de olsa umut saçan bir delik arıyorsunuz. Bu umudu bulduğunuzda da uzun sürmeyip hemen yok oluyor. Çünkü inanmıyorsunuz; başaracağınıza, kendinize karşı olan bu savaşta galip geleceğinize hiç ama hiç inanmıyorsunuz.
Herkesin kendisine karşı bir takım önlemler almasına ihtiyacı vardır. Bizi içten içe kemiren baş düşmanımızı bu şekilde alt etmek sadece kendinizin elindedir. Başka yerden yardım beklemek böyle durumlar için boş bir aldanıştan başka bir şey değildir. Cesaret varsa korku yoktur. Eğer korku varsa orada cesaret yoktur. Kendinizde az da olsa cesaretin var olması için kendinizin değerini bilin.
Yorum Gönder