Yönetici, herhangi bir kuruluş veya sosyal faaliyet başta olmak üzere daha pek çok alanda yeteneklerini ve etkinliklerini girişimcilik üzerinden alt gruplara aktararak belirli bir düzenin işlemesini sağlayan kişilere denir. Özellikle geçmişte edindiği tecrübelerden yola çıkarak gerek iş hayatında olsun gerek ise günlük hayatında olsun ileri görüşlülüğünü kullanarak zaman yönetimini en ufak hatayla uygulamaya çalışan kişilere de denmektedir. Bu kişilerin yönetici olarak adlandırılmalarının en etkili nedeni; son derece disiplinli olup belirli bir statüyü dengede tutmaya çalışmalarıdır. Söz konusu kuralların ve disiplinin olmadığı bir kişiliği yöneticilik vasfına uygun bir konumda görmemiz mümkün değildir.

      Belirli bir disipline sahip olan bu kişilerin tamamen hatasız ve yanlışsız olduğunu kabullenmek kesinlikle çok büyük bir hata olur. Yönetici vasfındaki bazı kişilikler üst düzey disiplin ve kurallara sahip olmasına rağmen kişilik yönünden de birçok eksiklikliği barındırıyor olabilir. Fakat bunu fark etmek yerine çoğu kez elde ettikleri başarılarla bu durumu örtmek onlara daha kolay gelmektedir. Tam da bu noktada alt kesimlerde çalışan bireylerin yönetici ile olan iletişimi büyük bir çöküntüye girebilir. Kısacası iletişim kıtlığı yaşanabilmektedir. Bu durumda yöneticinin "acımasız, düşüncesiz, egoist, bencil" biri olarak etiketlenmesi kaçınılmaz bir durumdur. Peki bu durum gerçekten yöneticinin acımasız, düşüncesiz, egoist ve bencil biri olduğunu net bir şekilde kanıtlar mı? Bu duruma iki şekilde cevap vermek istiyorum;

     1) Yöneticinin İş Odağını Dengeleyememesi

      Bu başlık altında sınıflandırılan yöneticiler genel olarak kendilerini iş hayatına şartlandırdıkları için onların gözleri sadece yürütmekte oldukları projenin başarısına odaklanmaktadır. Bu durumda yöneticinin kendi ailesini bile ihmal ederken iş hayatındaki kişilere karşı güler yüzlü olması beklenemez. Bazen öyle zamanlar olur ki yönetici büründüğü role kendini kaptırarak farkında olarak/olmayarak bütün hayatını yöneticilik vasfı üzerinden devam ettirir. Yani onun hayatı boyunca giyeceği tek elbise yöneticilik elbisesi olacaktır. Eğer bu elbisenin üzerine biraz kahve damlatıldığını görse bütün planlarının suya düşme ihtimalini düşünerek onu tedirgin etmeye yetecektir. Bu da kişinin yöneticilik makamına ulaşmadan önce verdiği mücadeledeki o azimli kişinin kendi içinde tutsak olmasını sağlayacaktır. Öyle ki bu tutsaklığın farkında olunmayacak derecede ilerlediğini kendisi hariç herkes tarafından görülecektir. Bu durumda onu herkes acımasız bir yönetici olarak görecektir. Kendi hatalarını ve davranışlarını göremeyip oluşturduğu yeni kişiye odaklanan bireyin de kime ve neye göre yönetici olduğu tartışmalı bir konudur.

    2) Yöneticinin Mükemmelliyetçi Oluşu

     Yönetici böyle bir durumda her şeyin en iyi bir şekilde yapılması gerektiğini düşündüğü için kendisini buna şartlayarak faaliyetlerini sürdürmeye çalışır. Bu aşamadan sonra olası bir hatada onda oluşacak stres tamamen öfkeye dönüşecektir. Öfkeye dönüşen davranışlar ise diğer vicdani duyguların kolay bir şekilde bastırılmasına sebep olacağı için yönetici bu konumda alt tabakalardaki kişilerin gözünde acımasız ve düşüncesiz biri olarak görünecektir. 

     Bu iki başlık bizlere "Öfke kontrolünü sağlayamayan ve mükemmelliyetçiliğini kontrol altına alamayan bir bireyi yönetici olarak adlandırmamız doğru bir yaklaşım mıdır?" sorusunu sordurmakta. Bu soruya ben; herkesin insan olduğunu ve kendi içinde her bireyin büyük bir savaş içinde bulunduğunu hatırlatarak cevap vermek istiyorum. Kimse bir insanın neler yaşadığını ve geçmişte ve o an için onu nelerin ne derecede etkilediğini bilemez. Fakat burada çok ince bir detaya değinmek istiyorum; 

    Bir yönetici öfkeli, stresli, üzgün veya mükkemmelliyetçi olabilir fakat bu durumların asla ama asla çalışanlarının haklarına ve duygularına karşı bir adaletsizliğe dönüşmesi söz konusu olamaz. Mesela bir yöneticideki bütün kişisel sorunlar, hizmetini satın aldığı bir çalışanına sanki de aylık verilen maaş ile bütün hayatını, ailesiyle geçireceği zamanını, eğlencesini ve bütün elindeki imkanlarını satın alıyormuş gibi davranmasına sebep olmamalıdır. Böyle bir durum, gerek ülkemizde olsun gerekse başka ülkelerde olsun çalışanlarına karşı bu şekilde davranan kişilerin yönetici olsa bile insan vasfına sahip olmadığını açık ve net bir şekilde kanıtlamaktadır. 

      Günümüzde herkesin belirli bir makama yükselmeye  çalışmasından çok, önceliklerini insan olmaya yönelik sıralaması gerektiğini savunan birisi olarak; görevini hakkıyla yapıp kişisel farkındalıklarının bilincinde olan bütün yöneticilere teşekkürlerimi sunuyorum...

 
Kaynak: linkedin/ekremmozturk

Post a Comment

Daha yeni Daha eski